ayşen's profiledeniz gözlerinde hayat b...PhotosBlogLists Tools Help

aysen

Occupation
Lists

deniz gözlerinde hayat bulur gözlerim...

September 19

kadın denilen...

Kadın denilen kayıp kıtayı keşfe çıkan
milyonlarca erkek, çoğu zaman eli
boş
döner açık denizlerdeki bu nafile
seferlerinden ...
Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki
birkaç sene, belki birkaç
saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir
iklime bürünmüş bulunca, Kolomb
sendromuyla "Acaba yanlış kıtada mıyım "
telaşına kapılırlar.
Oysa genellikle kıta değildir yanlış olan;
kaşifin kıtayı algılayış
biçimidir ...
Asgari topografya bilgisinden yoksun
oluşudur ...
Kıta'nın bazen kaşife göre mevsim
değiştirebilen, aynı anda birkaç iklimi
bir arada yaşayabilen potansiyelini
algılayamayışıdır ...
Güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan
kaşifin görünüşü arasındaki farkı
kavrayamayışıdır.
Bu pusula hatasından ötürü, kaç erkek
olağanüstü bir keşfin kenarından
dönmüştür, kaç kaşif, henüz keşfetmediği
kıtaları yok sayarak gerçek
yüzölçümünü bilmeden yaşadığı bir kıtanın
kıyısında tüketmiştir
nihayetini
kim bilir ?
... Ve kim bilir kaç kıta uzaktan gülümseyerek
izlemiştir çevrede
kendisini
arayan şaşkın kaşiflerin nafile turlarını ...

Can Yücel
September 09

amman!

Tüm dünyanin yükü bende olsa...
Bugün askim beni bIraksa...
kalbimi bin defa daha kirsa...
Yeniden yeniden düsüp kalksam...
İnancım yıkılsaa
Bildigim dogrular yalan olsa...
Aaaah yalan olsa....

Can bu can benim can,
Yapilacak tek sey,
Aman unut herseyi,
Aman salla dertleri,
Aman nasil olursa yeni bir gün dogacak...
Bak gör sen,

Aman unut herseyi,
Aman salla dertleri,
Aman tatli düsünüp hersey güzel olacak...
Bak görsen

aaa aaa aaaaaaaa

Artik dünyamda degilsin,
Umrumda hiç degilsin,
Üzülmem bos konulara,
Anlamsiz anilara,
Ne olmus seni sevdiysem,
Bak yeniden dogdum ben,
Seni çok sevmistim ben,
Canimdan çok sevdim ben...
inancim yikilsaa
Bildigim dogrular yalan olsa,
Ah yalan olsa....

Can bu can benim can,
Yapilacak tek sey,
Aman unut herseyi,
Aman salla dertleri,
Aman nasil olursa yeni bir gün dogacak...
Bak gör sen...

Aman unut herseyi,
Aman salla dertleri,
Aman tatli düsünüp hersey güzel olacak...
Bak gör sen...
August 25

wazgeçişler...

'her seçim bir kaybediştir' Her tercih bir vazgeçiştir çünkü... Sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat bin bir seçeneği dayar burnunuzun ucuna... 'Ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'Ne alırdınız?' diye başucunuzda biten garsona, 'hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsızlığından 'bize oy verin' diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar. Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur. Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir. Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir. Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz. Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir. Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.

Can Dündar .

August 19

çocuklarınızı iyi yetiştirin!

Cocuklarinizi iyi yetistirin. 
 Dogrulari soyletin.
Cani istemedigi icin calismadiginda elektrikler kesikti demesin.
Vazoyu kim kirdi dediginizde ben kirdim diyebilsin. 
 Sorumluluk almayi ogretin.
Sadece kendi uzerine duseni yapip kenara cekilmemesi
gerektigini; her zaman her yerde herseyden sorumlu oldugunu ogretin. 
 Birini ezmeden de yukarilara cikabilecegini hatta bazen
yukarilar denilen seyin cikilmasada olur bir yer oldugunu ogretin.
İlla birini ornek alsin diyorsaniz Mustafa Kemal'i ogretin. 
 
  Kizlarinizi iyi yetistirin.
Kendi kendilerine yetmeyi ogretin.
Namuslu olmanin yurekten gectigini ogretin. Evden cikar cikmaz ilk
kosede eteginin boyunu kisaltmasina gerek olmadigini ogretin.
 İstedigini giymeyi ogretin . İnsanin ahlakinin sadece kendi beyninde
oldugunu ogretin. Eslerini aldatan erkeklerin yanindaki ikinci kadin
olmamayi ogretin. Erkeklerle sadece arkadas olunabilecegini cunku
onlarinda sadece insan olduklarini ogretin. 
 
  Ogullarinizi iyi yetistirin.
Karsi cinse saygi duymayi ogretin.
Gece yarisi evine donen kadinin aranmadigini ogretin. Dokunmaktan
korkmamasini ogretin. Sevmenin deger verme oldugunu ogretin.
Sahip cikmayla sahibi olmanin farkli oldugunu ogretin. Butun
gencligini birileriyle beraber olmaya calisarak gecirdikten sonra 
kimseyle
beraber olmamis birini bulup evlenmeye calismanin ikiyuzluluk oldugunu 
ogretin. Bulunmaz hint kumasi olmadiklarini; olsalar bile burun
silinen mendillerinde kumastan yapildigini; hickimseyi kucuk gormemeyi
ogretin. 
 
AMA ONCE KENDI ICINIZDEKI COCUGA OGRETIN......

July 25

yok etmeden sewin!

*Kadını kendisine sıra dışı gelen güzelliği yüzünden ayırır erkek


diğerlerinden. Bir şekilde başkası gibi değildir ve bu yüzden ona âşık
olur.
       * *

Burnu, göz kapakları, elleri, dişleri ya da belki ten rengidir


ilgisini çeken.

Sonra kişisel özelliklerine takılır kafası: Kahkahası, durgunluğu,


düşünce biçimi, becerisi ya da beceriksizliği, dişiliği veyahut
çocuksuluğu hoşuna gitmeye başlar...

Derken kokusunu keşfeder.

Banyodan yeni çıkmış ıslak halini, sabah uykudan kalktığında gülen


şiş gözlerini, makyajsız cildini, ojesiz tırnaklarını sever...

Evet, o asla başkaları gibi değildir.

Bu yüzden "erkeğin sevdiği" kadın olur.

Sonra kendisine gösterilen minicik, küçücük güzel şeyler yüzünden


sevmeye başlar kadın erkeği.

Sevilmenin tadını da alır erkek böylece...

Sevdiği tarafından sevilmek gibisi yoktur zaten...

Ama sevilmeye, çok sevilmeye başlayınca tuhaflaşır insan bünyesi...

Her ruh çok sevilmeyi kaldıramaz.

Ve kadın sevmeye başladı mı, kendini kaybeder...

Sevdiği erkeğin hayatını ele geçirmeye başlar. Başlangıçta erkek


için de  hoş
       bir durumdur bu. Üstünü başını toparlayan, evini çekip çeviren,


önüne düzenli olarak yemekler koyan, kusursuz bir huzur sunan kadının bu
sahiplenmesi muhteşem gelir erkeğe.

Muhtemel bir savaş alanından ne kadar da uzak görünmektedir o


konforlu ilişki başlangıçta.

"Seni çok seviyorum" diyen, hastayken ateşine bakan, bir demet


çiçekle  çıkıp
       gelen, gün içinde arayıp soran erkeğin bu ekonomik sevme stili


karşısında "sevmeyi" abartır kadın.

Adamın gardırobunu düzenleyerek başlar işe; sonra beynini, yıllık


plânını, arkadaş ilişkilerini düzenleme isteğiyle devam eder...

Mutfakta birikmiş bulaşıkları yıkar gibi erkeğin telefon


defterinde de bir temizliğe girişme isteğiyle dolup taşar...

Çünkü bu arada karşılıklı tavizler verilmiştir. Erkek o


güzellikten rahatsızlık duymaya başlamıştır. En azından saç renginin daha
"normal", tırnak boyasının kırmızı olmamasını, mümkünse pantolonların bol,
eteklerin uzun olmasını ister. Mesai saatlerine, iş yeri başarılarına,
bazı dul ve bekâr kız arkadaşlara, eski dostluklara, geleceğe dair kişisel
plânlara gıcık olmaktadır.

Kısa küskünlükler, uzun suskunluklara dönüşür... Uzun suskunluklar


küçük arızaların büyümesine sebep olur.

"Neden herkes sıradan bir huzur yaşarken bu ilişkide sıra dışı bir


bozukluk
       var" sorusu hep havadadır artık.

Beraberlik standart bir kümese dönüşür.

*
** *İki taraf da birbirlerinin güzel, farklı, olağanüstü her


özelliğini yolup atmak ve bu standart kümeste iki büklüm yaşamak için
dövüşmeye  başlar.
       Dövüşürler, didişirler ve kümesin tellerinde bir delik açabilen


dışarı kaçar...

Sonrası ise hepinizin bildiği hikâye...

Sevmenin bir zamanı, stili ve standardı yok. Artık biliyorum!

Bence çıkarılıp bırakılmış bütün renkli tüyleri, taşları yeniden


takıp takıştırıp, sıra dışı delilikler yaşamanın zamanıdır...

Bir daha kimsenin hayatını ele geçirmeye kalkmadan sevmeyi


öğrenmenin ve de...
July 16

hoşçakal...

Vakit tamam seni terk ediyorum
Bütün alışkanlıklardan öteye
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum
Doymadım inan kanmadım sevgiye.
Korkulu geceleri sayar gibi
Birdenbire bir yıldız kayar gibi
Ellerim kurtulacak ellerinden
Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi.
Aşksa bitti gül ise hiç dermedik
Bul kendine kuytularda hadi dal
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal.
Vakit tamam seni terk ediyorum
Bu incecik bir veda havasıdır
Parmak uçlarına değen sıcaklığı
İncinen bir hayatın yarasıdır.
Kalacak tüm izlerin hayatımda
Gözümden bir damla yaş aktığında
Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan!
Kan tarlası gelincik şafağında.
Ölümse korktun savaşsa hep kaçtın
Vur kendini korkularda hadi al
Sen bir suydun sen bir ilaçtın
Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
Sen bir suydun sen bir ilaçtin
Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal
Hoşçakal canımın içi, hoşça kal ...
June 30

git!

Yeni verdiğin sözler yalanlarının
Her yeni gülümseyis göz yaşının
Her yeni küçük adim uzak diyarların sebebi değil mi?
Beni böyle bırakıp gecelerce ağlatıp
Esir etmek karanlığa suç değil mi ?
Nasıl dayanır yüreğim
Seni onla görmeye
Nasil degdi ellerin onun ellerine!

Git bir daha dönme geri
Istemem bundan gayri ellerini     
Git yollar senin olsun
Yillarim bana kalsin
Birak beni birak beni...
June 09

canın sağolsun...

hep seni düşünüyorum...
aklımda saklayıp,kalbimde buluyorum
istemekten vazgeçemiyorum!
geceler boyu seni yanımda dileyip
güneşle uyuyorum
kalktığımda yoksun yine...

dünümü bugünümü geleceğimi çaldın
bak yinede kızamıyorum canın sağolsun
canın sağolsun bu can feda olsun!

hiç kimse benliğini seninle bu kadar dolduramaz
gel kendinide al bu benliğimden
hiç bişeyim kalmasın .....offf
hiç bişeyim kalmasın!
May 03

camdan kalp

Yar senin hediyen

Bir gönül ağrısı

Aaah ölüm olmalı

Yok aşk değil adı
Aşk bizi terk etti
Aaah ne gelir elden


Dertli bağrımda

Camdan bir kalp var

Artık dönsende

Geçmez ki bu kırıklar

Sen gittin yastığımda kokun misafir kaldı

Gözlerimden haylaz yağmurlar yağdı

Ayrılık mı sen mi yoksa sevda mı

Hangisi sebebim olur
April 10

olgunlaşmak

OLGUNLASMAK

Artık eskisi gibi her haftasonu birileri ile dısarı
çıkmak istemiyorum.
Beni  yoran iliskiler, yeni tanısmalar, yeni yüzler
aramıyorum.  Eski
dostlukların da özetini çıkarmaya basladım.
Iliskilerde tasarrufa
gidiyorsun  her seyde oldugu gibi,  gereksiz insanlari
hayatindan  atmak
istiyorsun.

Yapmacik, inanmadan konusmak istemiyorum artık. Beni
anlamayanlarla
konusmak  cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere
saklıyorum enerjimi.
Istedigime  istedigimi deme özgürlügüne sahibim,
elestirme hakkını
olusturan yasamislık  ve yeterli yas faktörü artik
bende de var.

"Ben demistim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıstım",
sendromunda
olanlarla  arkadasliklari bir kez daha  sorguluyorsun.
İliskilerini
sadelestirmeye  baslayinca  sıra iyi ve kötü gün
dostlarını ayıklamaya geliyor.
Kötü gün
dostlarını  belirliyor  ve onlara daha çok önem
veriyorsun. Iyi gün
dostu  bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak
bir o kadar zor,
biliyorum.  Dostlar ihtiyaç oldugunda göçmen kuslar
gibi sicaga uçuyor ve
sadece seninle  birlikte sürüden  ayri  düsenler
kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli oldugunu ögreniyorsun
buralara kadar
gelirken.

Uzun düz otobanlardan oldugu gibi, kestirme bozuk
yollardan da
ulasabilirsin  hedeflerine.  Kestirmeleri de ögrendim
gide gele. Bos geçen her
saniye  degerli artık. Daha yapılacak çok sey var ama,
kendimi çok
yormaktan  çok  hırpalamaktan yana degilim.
Gerektiginde "HAYIR"  demeyi
ögrendim ve bu  kelime basta karsındakine kırıcı gelse
de senin için
hayat kurtarıcı  olabiliyor.  Sevgiye önem vermek
gerektigini, zamanı
geldiginde elinde  sadece sevginin  kalacagını
biliyorum. Sevgi
paylasildıkça olusuyor,  olgunlasıyor.

Aileme ve seçtigim tüm dostlarıma daha önce
göstermedigim sevgi,
anlayis  ve  ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki
gidenlerin ardında sadece
iyilikler  kalıyor,  ne kadar sevgi dolu oldugu
hatırlanıp anılıyor. Bana
çok genç  olduklarını hatırlatırcasına nedense
tecrübelerimi,
fikirlerimi sormaya  basladılar. Verecegim cevaplar
belki çok anlamsız geliyor
ama yine de  dinliyorlar ama ben biliyorum ki
yasamadan  hiçbir sey
ögrenilmiyor.

Yasamıslıgın olusturdugu bir  alçakgönüllülükle
gülüyorum içimden
sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmis
dolaplar  dolusu kıyafet
var  ve bunları kendimle paylasmalıyım. Önce kendine
güzel
görünmelisin, kendi  zevkime göre giyinmek istiyorum,
böyle hissediyorum.

Modaya uymak adına  popomun sıgmadıgı düsük bel
pantolonlara
sıgmıyorum diye  kendimi üzme tercihini de
kullanabilirim . Ayıp, günah ya da ne
derler  korkuları çoktan geride kaldı . Dostlarıma,
kendimize yemek
yapmak hosuma  gidiyor. Mutfak  eskiden bir zulüm
iken simdi zevk aldıgım
mekanlar arasına  giriyor. Farklı lezzetler denemek
güzel ve kendi
lezzetimi kendimde  yaratabilecegim belli bir damak
zevkim ve mutfak
kültürüm olustu.

Sonra Sezen'in sarkısındaki gibi anneni daha sık
düsünüyorsun ve
hatta  anlıyorsun.  Iste bu yeni alısmaya baslanan ve
giderek hosa giden
yeni  duruma olgunluk deniyor. Yasamıslıgın,
görmüslügün, geride kalmıs
üflenmis  dogum günü mumlarının bir sonucu
kendiliginden ortaya çıkıyor
hayatın bir  dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen
herkese göre, ne
kadar dolu  yasadıgına göre degisiyor bu olgunluk
çagına ermek. Inanın
bana hayattaki  düsüsler, zor alınan virajlar bu
zamanı  hızlandırıyor.
Kendi dünyanın  küçüklügünü kesfetmek ve buna ragmen
kendinin
kıymetini bilmek çok ise  yarıyor. Bir gün hepimizin
bu huzurlu olgunlugu
bulmasını diliyorum.

March 08

kadın olmak...

kadın olmak güzel... özel ... gururlu... özelliklede Türk kadını olmak...  
March 05

i can'T stoP LoVing YoU...

It still feels like our first night together
Feels like the first kiss
It's getting better baby
No one can better this
Still holding on
You're still the one
First time our eyes met
Same feeling I get
Only feels much stronger
I wanna love you longer
Do you still turn the fire on?
So if you're feeling lonely, don't
You're the only one I'll ever want
I only want to make it go
So if I love you a little more than I should ...
Please forgive me, I know not what I do
Please forgive me, I can't stop loving you
Don't deny me, this pain I'm going through
Please forgive me, if I need you like I do
Please believe me, every word I say is true
Please forgive me, I can't stop loving you
Still feels like our best times are together
Feels like the first touch
Still getting closer baby
Can't get closer enough
Still holding on
You're still number one
I remember the smell of your skin
I remember everything
I remember all the moves
I remember you yeah
I remember the nights, you know I still do
So if you're feeling lonely, don't
You're the only one I'll ever want
I only want to make it go
So if I love you a little more than I should ...
Please forgive me, I know not what I do
Please forgive me, I can't stop loving you
Don't deny me, this pain I'm going through
Please forgive me, if I need you like I do
Please believe me , every word I say is true
Please forgive me, I can't stop loving you

The one thing I'm sure of
Is the way we make love
The one thing I depend on
Is for us to stay strong
With every word and every breath I'm praying
That's why I'm saying
Please forgive me, I know not what I do
Please forgive me, I can't stop loving you
Don't deny me, this pain I'm going through
Please forgive me, if I need you like I do
Babe believe it, every word I say is true
Please forgive me, if I can't stop loving you
No, believe, I don't know what I do
Please forgive me, I can't stop loving you
I can't stop ... loving you ...
February 10

kadın yürekten ağlarsa...

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir
şarkıya, bir
yazıya...
En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten
ağlatmak
zordur.
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun
yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan,
gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini
yüreğe! İşte o zaman koca bir
yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını
çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der
içinden.
Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve
iğneler
saplamaktadır..
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
İnce ince süzülür yaşlar gözünden;
önce birkaç damla, sonra bir
yağmur
seli...
Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar
kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada
bıraktığı
yaradır.
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin
kalacağını
bilir
kadın;
o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları
olgunlaştırır.
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.Her damla
bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye
ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle
demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki
zehirdir
onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini
temizlerler yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba
dönüşür yaraları. Dönüşmemesi
lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı
öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar
kendini.
Sapan ruhların
doğru yolu bulması da yeni acılar demektir.
Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler
kendilerine
sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen
kadınlardır
aslında.
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama
olgunlaştıkça,
o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde
küçülür...
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman
kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok
bekar kadın var diye;
hepsi kariyer derdinde olan..Çünkü inançlarını
yitirdi o
kadınlar.
Zamanında
yüreklerine o kadar çok iğne saplandı
ki,,
o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka
bir doğru olmadığına
inanıyorlar,
o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları
adamlar,
onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların..
E o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki
olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da
kim, ne diye sormayın
artık.
Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine
sarılırlar
çünkü!..

YILMAZ ERDOĞAN
February 04

bir orman gölü gibi insan...

herkes birine aşık olabilir. hepimiz aşık olabiliriz... ama kaçımız ; asla kaybetmeye dayanamayacağımız, hayran olduğumuz , beğendiğimiz , eksikliğinin hayatımızı aşk bittiğinde bile eksik bırakacağını hissettiğimiz, sadece onu sevmeyi ve onun tarafından sevilmeyi değil, onun hayatının bir parçası olup onu hayatımızın bir parçası yapmak istediğimiz, bütün hayatı onun varlığıyla tartabileceğimize inandığımız birine aşık olabiliriz!!!

kaçımız bu muhteşem şansa ulaşabilir!

İçimizde Bir Yer

Ahmet Altan


January 23

hayat senin izinden öyle aydınlık ki...

Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur.." Atatürk "
December 09

bir milletin yeniden dogusu...

 "... Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntusu, hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren İtilaf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı.
    Bu anlayışta olan yalnız halk değildi. Özellikle seçkin denilen insanlar bile böyle düşünüyorlardı.
    (...)
    Birincisi: İngiltere'nin koruyuculuğunu istemek.
    İkincisi: Amerika'nın güdümünü istemek.
    Bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devleti'nin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir. Osmanlı ülkesinin çeşitli devletler arasında paylaşılmasından ise, bu ülkeyi bütün olarak bir devletin kanadı altında bulundurmayı yeğleyenlerdir.
    Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yolları ile ilgilidir.
    Mesela: Bazı bölgeler, kendilerinin Osmanlı Devleti'nden koparılacağı görüşünde, ondan ayrılmamak yollarına başvuruluyor. Bazı bölgeler de Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılacağına, Osmanlı ülkesinin paylaşılacağına olup bitti gözüyle bakarak kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar.
    (...)
    Bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, Padişah, Halife, hükümet bunların hepsi kavramı kalmamış birtakım anlamsız sözlerdi.
    Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu?
    O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?
    Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak.
    İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.
    Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi:
Temel ilke, Türk Ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz.
    Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez.
    Oysa, Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
    Öyleyse, YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM"

Mustafa Kemal ATATÜRK
Söylev (Nutuk)

November 27

mEmOriEs

In this world you tried
not leaving me alone behind.
There's no other way.
I prayed to the gods let him stay.
The memories ease the pain inside,
now I know why.
Made me promise I'd try
to find my way back in this life.
I hope there is a way
to give me a sign you're ok.
Reminds me again it's worth it all
so I can go on.
Together in all these memories
I see your smile.
All the memories I hold dear.
Darling, you know I will love you
until the end of time.
All of my memories keep you near.
In silent moments imagine you here.
All of my memories keep you near.
Your silent whispers, silent tears.

All of my memories....
.

October 31

benim dengemi bozmayiniz...:)

askimda degisebilir,gerceklerimde...piril piril dalgali bir denize karsi yan gelmisim dizboyu sulara karsi.hepinize iyi niyetle gülümsüyorum hicbirinizle dövüsemem... siz ne derseniz diyiniz! benim bir dizi bildigim war sizin aliniz al! inandim! sizin morunuz mor! inandim! ben tam kendime göre... ben tam dünyaya göre... ama sizin adiniz ne!
October 30

marti...

bircogunuz marti kitabini okumustur...
bizim minik marti sonsuz huzur we mutluluk icin tanriya ulasmak ister.öyle cok ister ki; tanri ona bir yer söyler cok uzaklarda... oraya gitmesini ister.we marticik yollara dökülür... uzun zor bir yolculuk olur.ac-susuz kalir,kanadi kirilir,ölümlerden döner...ama pes etmez... ne olursa olsun gidecektir... we giderde... ama wardiginda tanrinin orda olmadigini görür.hicbisey yoktur.. okadar büyük bir hayal kirikligina ugrar ki.. o sirada tanri seslenir bizim martiya... "burada aradigini bulamaman önemli degil! asil önemli olan ciktigin yolda werdigin sawastir!!!"
 
ben bu yüzden hickimseden gitmem..gidemem..unatamam aci tatli ne warsa hazinemdir.. acinin insana kattigi degeri bilirim.. küsemem.. acidan gecmeyen hayatlar biraz eksiktir...

hayat ayrintilarda gizlidir...

armagan ve ben..
saat 2 olmus.bu saatte 6 saat hayati geriden yasayan kiz arkadasi icin ayakta hala.. kocaman bir yüregin war seker;)
ama ben niye ayaktayim bilmiyorum...
haha. benide hilal uyandirdi.msn acik uyurken olacaklari bilmek lazim.:)
hazir uyanmisken bos durmiim blog yapiim dedim.:P
neden sanki insanlar illa bisiler paylasmak isterler digerleri ile..
gerci ben suanda hicbisey paylasmak istemiyorum.sadece uyumak istiyorum.. düsünmedigim,icimin acimadigi tek yer rüyalarim...
 
 
Photo 1 of 20
No list items have been added yet.